measlan - Turk sairleri

   TÜRK ŞAİRLERİ  

 

 

 

 

 

Image hosting by TinyPic

 

Şiirler



 

 

DAVET

Gel, gel, ne olursan ol yine gel...

İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel...

Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir...

Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...

 

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan Akdeniz'e

 bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli,

ayaklar çıplak ve ipek bir halıya benziyen toprak,

 bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

 yok edin insanın insana kulluğunu,

bu dâvet bizim....

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine,

bu hasret bizim...

 

 

KEREM GİBİ 

 

Hava kurşun gibi ağır!!

Bağır

          bağır

                     bağır

bağırıyorum.

 

Koşun

              kurşun

                           eritmeğe

çağırıyorum...

 

O diyor ki bana:

— Sen kendi sesinle kül olursun ey!

Kerem gibi

            yana yana...

 

 «Deeeert çok, hemdert yok»

 

Yüreklerin kulakları sağır...

                   Hava kurşun gibi ağır...

 

Ben diyorum ki ona:

— Kül olayım

 Kerem gibi

             yana yana.

 

Ben yanmasam

                  sen yanmasan

                                        biz yanmasak,

 

nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa..

 

Hava toprak gibi gebe.

                           Hava kurşun gibi ağır.

 

Bağır

           bağır

                       bağır

bağırıyorum.

 

Koşun

            kurşun

                      eritmeğe

çağırıyorum.....

 


DAVET

 

Gel, gel, ne olursan ol yine gel...

İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel...

Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir...

Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...

 

 

 

BU DAVET BİZİM

 

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan

Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan

bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli,

ayaklar çıplak ve ipek bir halıya benziyen toprak,

bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

yok edin insanın insana kulluğunu,

bu dâvet bizim....

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine,

bu hasret bizim...

 

 KEREM GİBİ

 

Hava kurşun gibi ağır!!

Bağır bağır bağır bağırıyorum.

Koşun kurşun eritmeğe çağırıyorum...

O diyor ki bana:

— Sen kendi sesinle kül olursun ey!

Kerem gibi yana yana...

«Deeeert çok, hemdert yok»

Yüreklerin kulakları sağır...

Hava kurşun gibi ağır...

Ben diyorum ki ona:

— Kül olayım Kerem gibi yana yana.

Ben yanmasam

sen yanmasan

biz yanmasak,

nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa..

Hava toprak gibi gebe.

Hava kurşun gibi ağır.

Bağır bağır bağır bağırıyorum.

Koşun kurşun eritmeğe çağırıyorum.....

 

 



 

 

DAVET

Gel, gel, ne olursan ol yine gel...

İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel...

Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir...

Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...

 

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan Akdeniz'e

 bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli,

ayaklar çıplak ve ipek bir halıya benziyen toprak,

 bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

 yok edin insanın insana kulluğunu,

bu dâvet bizim....

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine,

bu hasret bizim...

 

 

KEREM GİBİ 

 

Hava kurşun gibi ağır!!

Bağır

          bağır

                     bağır

bağırıyorum.

 

Koşun

              kurşun

                           eritmeğe

çağırıyorum...

 

O diyor ki bana:

— Sen kendi sesinle kül olursun ey!

Kerem gibi

            yana yana...

 

 «Deeeert çok, hemdert yok»

 

Yüreklerin kulakları sağır...

                   Hava kurşun gibi ağır...

 

Ben diyorum ki ona:

— Kül olayım

 Kerem gibi

             yana yana.

 

Ben yanmasam

                  sen yanmasan

                                        biz yanmasak,

 

nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa..

 

Hava toprak gibi gebe.

                           Hava kurşun gibi ağır.

 

Bağır

           bağır

                       bağır

bağırıyorum.

 

Koşun

            kurşun

                      eritmeğe

çağırıyorum.....

 


DAVET

 

Gel, gel, ne olursan ol yine gel...

İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel...

Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir...

Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...

 

 

 

BU DAVET BİZİM

 

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan

Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan

bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli,

ayaklar çıplak ve ipek bir halıya benziyen toprak,

bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

yok edin insanın insana kulluğunu,

bu dâvet bizim....

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine,

bu hasret bizim...

 

 KEREM GİBİ

 

Hava kurşun gibi ağır!!

Bağır bağır bağır bağırıyorum.

Koşun kurşun eritmeğe çağırıyorum...

O diyor ki bana:

— Sen kendi sesinle kül olursun ey!

Kerem gibi yana yana...

«Deeeert çok, hemdert yok»

Yüreklerin kulakları sağır...

Hava kurşun gibi ağır...

Ben diyorum ki ona:

— Kül olayım Kerem gibi yana yana.

Ben yanmasam

sen yanmasan

biz yanmasak,

nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa..

Hava toprak gibi gebe.

Hava kurşun gibi ağır.

Bağır bağır bağır bağırıyorum.

Koşun kurşun eritmeğe çağırıyorum.....

 

 

 

 

 

 

 



 

 

 LOVE...

 

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucketbw4.jpg

life 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

CEVİZ AĞACI
Başım köpük köpük bulut,
içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım
 Gülhane Parkı'nda,
budak budak,
 şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın,
ne polis farkında.
 Ben bir ceviz ağacıyım
Gülhane Parkı'nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
koparıver, gözlerinin, gülüm,
yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir,
 tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana,
 İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir,
 şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni,
İstanbul'u.
Yüz bin yürek gibi çarpar,
 çarpar yapraklarım.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
 Ne sen bunun farkındasın,
 ne polis farkında.
 
 1 Temmuz [1957], Balçik
 
 
 THE WALNUT TREE 
 
My head is a foaming cloud,
inside and outside I'm the sea.
I am a walnut tree in Gulhane Park in Istanbul,
 an old walnut tree with knots and scars.
You don't know this and the police don't either.
 I'm a walnut tree in Gulhane Park.
 My leaves sparkle like fish in water.
My leaves flutter like silk handkerchiefs,
 break one off, my darling,
 and wipe your tears.
 My leaves are my hands,
I have a hundred thousand hands.
Istanbul I touch you with a hundred thousand hands.
 My leaves are my eyes,
 and I am shocked at what I see.
 I look at you, Istanbul,
 with a hundred thousand eyes.
 And my leaves beat,
 beat with a hundred thousand hearts.
 I am a walnut tree in Gulhane Park.
 You don't know this and the police don't either.
 
 1 July 1957, Balçik tr. by Richard McKane
 

 

 
DAVET
 
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan Akdeniz'e
 bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim.
 Bilekler kan içinde,
 dişler kenetli,
ayaklar çıplak ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem,
bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları,
bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim...
 Yaşamak bir ağaç gibi tek ve
hür ve bir orman gibi kardeşçesine,
 bu hasret bizim...
 (Kuvâyi Milliye'den)
 
INVITATION
Galloping from Far Asia and
 jutting out into the Mediterranean
like a mare's head this country is ours.
Wrists in blood,
 teeth clenched,
feet bare and this soil spreading
like a silk carpet,
 this hell,
 this paradise is ours.
 Shut the gates of plutocracy,
don't let them open again,
annihilate man's servitude to man,
 this invitation is ours..
To live like a tree single and
at liberty and brotherly like the trees of a forest,
 this yearning is ours.
 
 tr. by Fuat Engin Başa Dön
 
 
BULUTLAR ADAM ÖLDÜRMESİN
 

Analardır adam eden adamı
aydınlıklardır önümüzde gider.
Sizi de bir ana doğurmadı mı?
Analara kıymayın efendiler.
          Bulutlar adam öldürmesin.

 

Koşuyor altı yaşında bir oğlan,
uçurtması geçiyor ağaçlardan,
siz de böyle koşmuştunuz bir zaman.
Çocuklara kıymayın efendiler.
          Bulutlar adam öldürmesin.

 

Gelinler aynada saçını tarar,
aynanın içinde birini arar.
Elbet böyle sizi de aradılar.
Gelinlere kıymayın efendiler. 
Bulutlar adam öldürmesin.

 

İhtiyarlıkta aklına insanın,
tatlı anıları gelmeli yalnız.
   Yazıktır, ihtiyarlara kıymayın,
     efendiler, siz de ihtiyarsınız. 
  Bulutlar adam öldürmesin.
  

Şubat 1955 

 

  PLEA



     This country shaped like the head of a mare

 Coming full gallop from far off Asia

   To stretch into the Mediterranean

                          THIS  COUNTRY IS OURS.



   Bloody wrists, clenched teeth

             bare feet,

   Land like a precious silk carpet

   THIS HELL, THIS PARADISE IS OURS.



   Let the doors be shut that belong to others

   Let them never open again

   Do away with the enslaving of man by man

                          THIS PLEA IS OURS.



   To live! Like a tree alone and free

   Like a forest in brotherhoo

 

 THIS YEARNING IS OURS.

 

 

 

VATAN HAİNİ
 

"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla,
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
"Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."

 

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
           hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
                            ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
 
28 Temmuz 1962

 

 



 
 
 
"I mean you must take living so seriously
that even at seventy, for example, you will plant olives -
and not so they'll be left for your children either,
but because even though you fear death you don't believe it,
because living, I mean, weighs heavier."
(from 'On Living')
 
 
 
"To think of roses and gardens inside is bad,
to think of seas and mountains is good.
Read and write without rest,
and I also advise weaving
and making mirrors."
(from 'Some Advice', 1949)
 
 
 
THE STRANGEST CREATURE ON EARTH



You're like a scorpion, my brother,

you live in cowardly darkness

    like a scorpion.

You're like a sparrow, my brother,

always in a sparrow's flutter.

You're like a clam, my brother,

closed like a clam, content,

And you're frightening, my brother,

like the mouth of an extinct volcano.



Not one,

     not five-

unfortunately, you number millions.

You're like a sheep, my brother:

     when the cloaked drover raises his stick,

       you quickly join the flock

and run, almost proudly, to the slaughterhouse.

I mean you're strangest creature on earth-

even stranger than the fish

       that couldn't see the ocean for the water.

And the oppression in this world

     is thanks to you.

And if we're hungry, tired, covered with blood,

and still being crushed like grapes for our wine,

  the fault is yours-

I can hardly bring myself to say it,

but most of the fault, my dear brother, is yours.



    Nazim Hikmet - 1947

                        Trans. by Randy Blasing and Mutlu Konuk (1993)

 

 


 
  SEPTEMBER 30th 1945

Thinking of you is beautiful
                         and hopeful,
like listening to the best voice in the world
                         sing the loveliest song.
But hope is not enough for me:
I no longer want to listen,
                         I want to sing the song...

Poems of Nazim Hikmet 

 by Nazim Hikmet, et al Persea

 Books Inc. Paperback

 

                SE PTEMBER 24th 1945

The most beautiful sea:
                   hasn't been crossed yet.
The most beautiful child:
                   hasn't grown up yet.
Our most beautiful days:
                   we haven't seen yet.
And the most beautiful words I wanted to tell you
                   I haven't said yet...



            
        THE JAPANESE FISHERMAN

The Japanese fisherman slain by a cloud
Was yet but a youth as he sailed in its lee
I heard this song sung by his friends not loud,
As the yellow light went on the Pasific Sea

We fished a fish, who eats it dies,
Who touches my hand, of that he dies.
This, our boat, is a coffin cold
Who steps on board, in boarding dies.

We fished the fish whose eater dies,
Not all at once, but bit by bit,
His flesh goes black, breaks sores and rots
We fished a fish, who eats it dies.

Who touches my hand, of that he dies,
This hand that served me once so well,
Bathed in salt and sound with the sun.

Who touches my hand, of that he dies,
Not all at once, but bit by bit,
His flesh goes black, breaks sores and rots...
Who touches my hand, of that he dies.

Forget me, love with almond eyes,
This our boat, is a coffin cold.
Who steps on board, in boarding dies...
The cloud has passed and told our doom.

Forget me, love with almond eyes,
My rose, you must not kiss my lips,
Death, would wander from me to you,
Forget me, love with almond eyes.

This our boat, is a coffin cold.
Forget me, love with almond eyes
The child that you might have of me,
Would rot within, a rotted egg.

This our boat, is a coffin cold.
The sea we sail is a dead sea.
Oh, mankind, where are you,
where are you?

                                  1956

 TODAY IS SUNDAY

Today is Sunday.
Today, for the first time,
       they took me out into the sun
       and for the first time in my life
I looked at the sky
       amazed that it was so far
       and so blue
       and so wide.
I stood without moving
and then respectfully sat on the black earth,
pressed my back against the wall.
Now, not even a thought of dying,
not a thought of freedom, of my wife.
The earth, the sun and me...
                   I am happy.

 
 
Heute waren schon 133140 ziyaretçi (287179 klik) hier!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=



 merhaba dünya

anasayfa